Kütle çekim olayını hemen herkes bilir ama bildiğimiz(i sandığımız) diğer şeyler gibi yüzeysel olarak biliriz. Nasıl olduğunu, iki kütlenin birbirini nasıl çektiğini kimler düşünmüştür acaba? Ben sırf bu olay için o kadar uğraştım ki, uyuyamadığım geceler bile oldu. Nasıl dert ediyorsam böyle şeyleri kendime…
Fiziği sevmeme neden olan parçacıklardan bir tanesi de bu kütle çekim ilişkisi. Anladığımda o kadar mutlu olmuştum ki! O gece uyurken acayip huzurluydum.
Kütle çekim olayına gelirsek,
iki cisim birbirini çeker, hem vallaha hem billaha. Tüm evren bu şekilde. Bu işin okulunu okuyoz biz. Biliyoruz da blog yazıyoruz.
Kütle içinde bulunduğu uzayı büküyor. Şekile baktığınızda anlamanız kolaylaşacak.
Bir de örnek verirsek:
Bir çarşafı dört bir ucundan gerip ortasına ağır bir top ya da, defter, kitap, laptop gibi birşey koyulduğunu düşünün. Çarşaf bükülür de mi? Aynen uzay da bu şekilde. Her madde uzayı büker, etrafında bir bükülmüş alan oluşturur. Bu bükülmüş alandaki herşey yokuş aşağı olarak cisme yaklaşır/çekilir. Yıldızların etrafındaki gezgenler, gezegenlerin etrafındaki uydular, yapay uydular hep bu şekilde birbirlerine bağlanırlar.
Asıl konuya geldim.
Yaptığım gözlem, inceleme ve kotrollü deneylere dayanarak şunu söyleyebilirim ki, gerizekalılıkta aynen kütle çekimi gibi davranıyor! Gerizekalılar uzayı öyle bir büküyor ki, o alana girince herşey değişiyor. Hareket etmekte zorlanıyorsunuz, düşünmekte, nefes almakta, sakin olmakta zorlanıyorsunuz. Hepiniz yaşamışsınızdır böyle bi olay. O alandan çıkmak da oldukça zordur. O alanda hayat çok zordur!
Ha bir de kütle çekiminde, çekim kuvveti aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılıdır. Yani uzaklık azaldıkça çekim kuvveti de artar.
Aynı şekilde gerizekalılık için geçerli bu formül. Sakın diyim bir gerizekalıya yaklaşmayın! Oldu da yaklaştınız, o size yaklaştı, otobüste denk geldi ve geç farkettiniz, bir an önce kurtarın kendinizi!
