Bazen insan vazgeçer. İstediğini elde edemeyeceğini anlayınca. Sonra bırakır kendini. Aklı uyuşur. Akıl olmayınca bedenin bi önemi kalır mı? Beden de uyuşur. Ve insan bu durum için hiç birşey yapmaz, çünkü uyuşmuştur. Yapmak değil düşünemez bile! Neden ki? Bir süre bu şekilde gider…
Uzun bir süre olur bazen. Vücudu tembelliğe alıştıktan sonra kendine gelmesi de çok uzun sürer. Vücut, ve akıl uyuşmuşken ne yapılır? Hiçbirşey!
Hayat eline geçirir insanı, hiç direnç olmadığı için, istediğini yapar. İstediği şekilde harcar insanı. Ama bir yere kadar olmalı bu “işkence”. İnsan içinde olduğu durumun “işkence” olduğunu anlayınca başlar birşeyler. Akıl kendine gelmeye başlamıştır, birşeyler yapmaya başlama ve kurtulma zamanıdır artık. Önemli birşeyler yapmalı. Önemli olan’ı yapmalı.
Önemli olan boynuz gösterebilmek hayata!
Ne olursa olsun hayat bizden daha güçlü, daha dişli, daha sert. Ama hayatın sertliği bizim vazgeçmemizle, boşvermemizle daha bi güçlenir, daha sertleşir. Bir sonraki saldırısı daha sert olur.
İnatlaşmamızla da aynı şekilde sertleşir güçlenir, bir sonra darbe için daha çok hırs yapar, daha bir hızlı gelir. Ama ne önemi var ki?
Her iki ihtimalde de hayat kazanıyor. Yalnız bizim durumumuz biraz farklı, vazgeçersek, boşverirsek, kaybediyoruz. İnat edersek kazanıyoruz. Ne kazanıyoruz ?
“Hayatın saygısı”
Vazgeçince hayat sertleşerek saygısızca bir daha saldırır, bundan da vazgeçeceğimizi bilerek.
Ama inatla hayatın kendisiyle uğraştıkça, hayat bir sonraki saldırısında saygı duyarak gelir…
Önemli olan budur. Hayatın saygısını kazanabilmek.