Ölümü düşünmüyordum ne zamandır. Ne kadar özlediğimi farkettim, eskiden sık sık düşünüp, içime kapanıp daha çok düşünürdüm.
Nasıl acaba?
-Gerçekten bahsedilen melekler gelip ifademi alacaklar mı?
-Ölümün ilk anlarında Şeytan elinde bi şişe suyla gelip “su ister misin?” soracak mı?
Şimdiki aklım olsa derler ya, “şimdiki aklım olsa” yürü lan taş arabası derdim, ama öldükten sonra aklım olacak mı?
-Lazım mı?
Sonra yaşamı hiç düşünmediğimi farkettim.
-Neden?
-Bilmiyorum. Önemli de değil zaten. Konumuz “ölüm”.
Düşündüklerime gelince, toprak olup gideceğiz derler ya, acaba demesi kadar kolay olacak mı? Hiç birşey hissetmeyecek miyim? Dugusuz mu olacak ölüm? Yoksa büyük bir coşku içinde mi olacak? ( Sürpriz olacağı kesin… )
Hissetsem bile ne anlam vereceğim? Yavaş yavaş, sakince toprak olmak, kendisi gibi sessiz ve sakince olacaktır, ama soğuk bi şekilde mi olacak? Ne olur soğuk olsun, ağır ve nârin… İslâm’a göre “gömüleceğim”. “Yakılmak daha mı iyidi ki?” diye düşünerek.
Dünyadaki olumsuzlukları pek düşünmem, ama insanlar, etrafımdakilerin olumsuzlukları mahveder beni… En çok da yapmacık ifadeler, o kadar soğuk gelir ki, ölümden bile soğuk.
Ölümün soğukluğundaki o endâm, beni kendine çekmiştir hep, cesetteki o asalet, o sakinlik, o soğukluk niyeyse bana “sıcak” geliyor.